
Hayatta hepimiz en çok “görülmek, duyulmak ve anlaşılmak” isteriz. Empati yalnızca kibar olmak değildir; kendi benliğimizi kaybetmeden, karşımızdakinin ne hissettiğini onun bakış açısından anlamaya çalışmaktır.
Empati sihirli bir yetenek değildir; beynin biyolojisiyle ilişkilidir. Beynimizdeki “ayna nöronların”, karşımızda ağlayan veya acı çeken birinin ne hissettiğini anlamamıza yardımcı olduğu düşünülür. Empati bir kas gibidir; kullandıkça ve pratik yaptıkça güçlenir.
Çocuklarımıza öğretmemiz gereken en önemli farklardan biri budur. Acımak “Senin adına üzüldüm” der ve uzaktan bakarak araya mesafe koyar. Empati ise “Seni anlıyorum; bu acıyı seninle birlikte hissediyorum” der ve bağ kurmak için kişinin yanına yaklaşır.
Ailece herkes başından geçen komik, üzücü veya zor bir olayı küçük bir kâğıda yazıp bir torbaya atsın. Sonra herkes torbadan bir kâğıt çeksin ve olayı sanki kendisi yaşamış gibi birinci tekil şahısla (“Ben…”) anlatsın veya canlandırsın. Amaç, bakış açısı alma becerisini uygulamaktır.
Empati yalnızca hissetmek değil, harekete geçmektir. Çocuğunuzu hasta bir akraba veya arkadaş için geçmiş olsun kartı hazırlamaya, sokak hayvanlarına su vermeye ya da kardeşine veya ev halkından birine yardım etmeye teşvik edin. Bu etkinlik dikkati kendinden başkalarına yöneltir ve diğer insanların ihtiyaçlarını fark etmeyi destekler.